TOPU DİREĞE NİŞANLADIK..

 TOPU DİREĞE NİŞANLADIK..

“Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası, dostunun yüz karası, düşmanının maskarası.” – Mehmet Akif Ersoy

Son birkaç yıldır hep benzer konuları konuşuyoruz; o da kulüplerimizin ekonomisi. Onca konuşmaya rağmen tam olarak bir ilerleme sağlamış değiliz. Buna rağmen konuşulması gerekenler, uzunca bir zamandan sonra ilk kez; bu kadar net şekilde gündeme geliyor.

 

Sporun bir endüstri haline geldiği yadsınamaz bir gerçektir. Ve bu endüstri içinde para en dominant aktördür. Bu ekosistemin can damarı olan “para”yı harcayanlar da bizleriz. Üreten, şekillendiren yahut düşünen taraftan ziyade…

Hal böyle olunca şimdi uzun uzadıya zihinlerimizi meşgul eden şey de paranın ta kendisi oluyor. O zaman gelin bir de biz kendi üslubumuzca bu spor ekonomisinin altını kırmızı kalemle çizelim.

Süper Lig’deki kulüplerin toplam borcu 13,5 milyar TL (2,3 milyar euro)’yi buluyor. Bu borcun 9,5 milyar TLsi Fenerbahçe (3,5), Galatasaray (2,8), Beşiktaş (2,1) ve Trabzonspor (1,1) gibi 4 büyük takıma ait. Ürkütücü olan yanı ise Süper Lig takımlarının borçları, toplam yıllık gelirlerinin yaklaşık 4,5 katına eşdeğer. Yani personel giderleri ve oyuncu maaşları gibi en limitli harcamalar ile kulüplerin borçlarını kapaması bir 10 yılı bulacak seviyede.

Kulüplerin hemen hemen hepsi ekonomik olarak çok kötü bir durumda ve iflas seviyesinde. Ama bu noktada da yardımlarına hukuki statüleri koşuyor. Kulüpler, dernek statüsünde olduklarından teknik olarak hukuki anlamda iflas edemiyorlar. Ancak bütçeleri döndürülebilir borçluluk seviyesinde olmadığında batmaları, iflaslarını açıklaması olası bir hal alıyor. Şu an Başakşehir, Kasımpaşa ve Göztepe dışındaki Süper Lig takımları, dernek statüsünde. Bu kulüplerin yarıdan fazlasının bünyesinde bir de sportif A.Ş. bulunuyor. Bildiğiniz üzere kulüp borçlarının çok büyük bölümü de bu şirketlere değil; derneklere ait.

Mehmet Akif’in sözünde de göreceğiniz üzere ekonomik olarak böylesine kötü bir durumdaysanız, herhangi birine yaranmanız pek mümkün değildir. Ne dostunuza ne de düşmanınıza.

Tabi ortada böyle bir sorun varken buna hemen bir çözüm bulmak gerek.

Çözüm ne mi?
Çözüm;
-Kurumsallaşma
-Sportif Başarı
-Ekonomik Kalkına

Kurumsallaşmadan kastım her ne kadar özelleşme, şirketleşme olmasa da; eğer zorunlu koşullar söz konusuysa buda olmazsa olmazlardan biri. Yönetim ve denetim süreçlerinin olağan akışlarında ilerlemesi, yetkin ve gelişmiş personel tercihleri, vizyoner sistemler ve entegre iletişimle birlikte kurumsallaşma süreçleri başlatılmalı.

Sportif başarı da ister istemez kurumsallaşmanın ve entegre iletişimin bir parçası. Çünkü demeçler ve yönlendirmeler ile kitleler ve takım üzerinde yaratılacak baskı bu sürecin aksamasına neden olabilir. Doğru yerlere kanalize olmak, doğru yönlendirme ve hedeflerle birlikte sportif başarının adımları teker teker atılmış olunacaktır.

Ekonomik kalkınma da sportif başarıların gelmesi ile doğru orantılıdır. Kalabalıkların ilgisi ve diğer yandan da arz/talep dengesi böylelikle sağlanmış olunur. Sportif başarının geldiği durumda ederinin karşılandığı her oyuncu, her personel, her ürün nakte dönüştürülmelidir. Çünkü sürdürülebilir ölçüde geriden gelecek potansiyel bir oyuncu, personel, ürün hep olacaktır. Yalnızca onların takibinin kesilmemesi koşuluyla.

Bu noktada daha önceden tanıklık ettiğimiz bir örneği de sizinle paylaşmak istiyorum.

Borussia Dortmund Örneği
B. Dortmund, şu an 350 milyon euro yıllık geliri ile dört büyük kulübün toplam gelirini kolaylıkla aşıyor. Ancak Almanya’daki 2008 ekonomik krizinin hemen öncesinde kulüp, ekonomik olarak uçurumun eşeğine gelmişti. Hal o ki ezeli rakipleri Bayern Münih’ten bir kaç aylığına 2 milyon euro borç aldıkları da olmuştu.

2002’de kazanılan şampiyonlukla birlikte yıldız oyuncu transferine yönelen kulüp, yasaların el verdiği ölçüde hisselerinin %49’unu satışa çıkardı. Elde edilen para yüksek maliyetli oyunculara harcansa de sportif başarı bir türlü gelmiyor ve kulüp ekonomisi sürdürülebilirlikten uzaklaşıyordu. Hatta Signal Iduna Park satılma noktasına gelmişti. 2005 yılı itibariyle kulüpte yönetimsel olarak pek çok değişim gerçekleşti. Başkan ve Mali İşler Sorumlusu görevden uzaklaştırıldı. Kulüp CEO’luğuna Hans Joachim Watzke getirildi. Onun gelişi ile birlikte borçlar yapılandırıldı, stadın satışı durduruldu, harcamalar gelire oranla yeniden düzenlendi. Kulübü kurtarma çalışmaları böylece başlamış oldu. Öz kaynak düzeni ve genç yeteneklerin kulübe kazandırılması hamlesiyle, 5 milyon euro gibi sınırlı transfer bütçesiyle kulüp ekonomik anlamda küçülmeye gitti. Dortmund, Bundesliga’da bir orta sıra takımı haline gelmişti. 2008 Temmuzun’da teknik direktörlüğe Jürgen Klopp’un gelişi ile kulübün bu kaderi de değişiyordu. Gelen sportif başarılar ile birlikte altyapıdan gelen ve cüzi rakamlarla transfer edilen oyuncular nakte dönüştü. Giden oyuncuların yerine daha uygun fiyatlara yeni oyuncular bulunup takıma dahil edildi. Ve şu ana kadar da hep böyle süregeldi. Kulüp şu anda Forbes verilerine göre 901 Milyon Dolar değeri ile Dünya’nın en değerli 12. futbol kulübü.

Bir futbolcunun yeteneği ve fiyatı/ederi ne kadar az, limitli olursa olsun doğru sistem (kurumsallaşma) ve yönetim ile birlikte sportif başarı ve ekonomik kalkınma nasıl sağlandığını Borussia Dortmund özelinde işte böyle izledik.

Yorum Yap