VAH BENİM TÜRK FUTBOLUM

193

Türk futbolunun efsane futbolcularından Lefter Küçükandonyodis’in adının verildiği Süper Lig’de perde tekrar açılıyor.

Ligin ikinci yarısı Akhisarspor-Beşiktaş maçı ile start alacak.Peki nerede kalmıştık… Bundan yaklaşık 1 ay önce asrın oyununu futbolu nerede bırakmıştık?Ben anlatayım…Ligin 17 .haftasında oynanan 9 maça 18 takımın teknik adamı, ilk 11’de 119 formayı yabancı futbolcu tercihi ile başladılar. Yedek kulübesinde de “Türk futbolunu uçuracak ” diyerek milyon Dolar’lar, Euro’lar ödediğimiz 58 yabancı krampon da her an maça girmek için hazır kıta bekledi. Çoğu da emeline kavuştu.

Türk futbolunun kaderini yıllarca emanet ettiğimiz Mustafa Denizli ve Fatih Terim işi o kadar abartılar ki , 9 yabancı ile maça başladılar. Sonra mum yakıp , “Bizim çocuklar nerede ? ” diye aramaya başladım. Kendi evlatlarımızı şöyle sayıp 79 sayısına ulaştığımda “Buna da şükür. Allah beterinden saklasın “diye bir iç geçirdim. Yalnız bu rakamının 15’nin, başta Almanya, Hollanda, Fransa başta olmak üzere yurt dışında ekmek paralarını kazanmak için giden vatandaşlarımızın çocukları olduğunu gördüm. Yedek kulübesini bir kez daha taradım, bir bu kadar daha futbol eğitimini bizim vermediğimiz gurbetçi ailelerin çocuklarına rastladım.

Sezona 16 Türk teknik adamla başlayıp, sezon tamamladığında , Saffet Susiç ve Philip Cocu’yu gönderip, tamamen “Yerli ve Milli ” ye dönen futbolumuzda, 18 takımın tamamının beyin komutanı, yani teknik adamının Türk olması karşısında, bu rakamları görüp de “utanmadım” desem yalan söylemiş olurum.

En üst ligimizin takımlarından Trabzonspor’da , Abdülkadir Ömür ve Yusuf Yazıcı, Galatasaray’da , Ozan Muhammed Kabak, Antalyaspor’da da Bahadır Öztürk’ü ilk yarının son maçlarında forma şansı bulunan sadece dört altyapı patentli oyuncu olarak izlemek sanki Milli Piyango’dan teselli ikramiyesi çıkmış kadar sevindirdi. Böyle bir lige, böyle anlayışa nasıl tahammül ettiğimize isyan duygularım yükselirken, imdadımıza devre arası yetişti.

Kısa bir tatilin ardından, bu kez de Antalya sahillerinden mutluluk fotoğrafları, umut dolu mesajlar televizyon ekranlarına, gazete ve internet sayfalarına birer, birer düşmeye başladı. Herkes halinden çok memnun görünüyordu.Bu mutluluk fotoğraf karelerine, her devre arasını Güney sahillerinde geçiren hakemlerin, antrenörlerin “Çok yararlı, bir seminer oldu. Türk futbolu için çok önemli konular masaya yatırıldı ” haberleri gündemdeki yerini aldı. “Oh” dedik. Sadece Türkiye Spor Yazarları Derneğimiz (TSYD) geleneksel buluşmayı sekteye uğratmıştı. O kadar olacaktı. Akdeniz sahillerinden gelen haberler karşısında biz de kendi kendimize, “Türk futbolu batıyor “diye boşuna karalar bağlamışız. Çok şükür, böyle bir şey sözkonu değil. Biz kendi kendimize dert edinmişiz.

Tam böyle düşünürken, “Hay da…” dedirten bir gelişme. .. İstanbul’da Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’nde Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Yıldırım Demirören, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın ve 18 Süper Lig kulüp başkanı bir araya gelip, “Kulüplerin borçlarını yapılandıralım” kararını alıp, el sıkışırken, gülecekleri ağızlarına sığmıyordu. Ben olsam bu fotoğraf karşısında yerin dibine girerdim. Ama bu muhteremlerden bunu beklemek hayal.

Son 10 yılda, tam bin beşyüz kat , parantez içinde yazayım da daha iyi anlaşılsın, “bin beşyüz kat ” artan kulüplerin borçları yapılandırıyordu. Sadece “Dört Büyük “diye adlandırdığımız Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Trbazonspor’un borçlarının 10 milyarı aştığı acı gerçeği ile karşı karşıyaydık. Peki bu doğru bir çözüm mü ? Tabi ki asla doğru değil. Yöneticiler, kulüpleri babalarının çiftliği yönetsin. Menajerlerle el ele verip dünyanın en yaşlı ligini oluşturup, ülke futbolunu batırsın, sonra da borçları yapılandıralım. Siz inanıyor musunuz bu borçların ödeneceğine… Hangi üretimle bu borcu ödeyeceksiniz? Menajerlere kaptırdığınız paraları geri alıp mı ödeme yapacaksınız ? Yabancı çöplüğüne çevirdiğiniz futbolcuları bir yerlere satıp, oradan kazandığınız paralarla mı bu borçları kapatacaksınız ? Eğer siz kulüpleri doğru idare etmiş olsaydınız , bu borçlar bin 500 kat artar mıydı ? Türk futbolunun yıllık geliri 650 milyon lira siz bu paraları doğru kullansanız, bu borç sarmalı olur muydu ? Siz Türk futboluna bu kadar kalitesiz yabancı sokun, Türk çocuklarının önünü kapatın, sonra borçları yapılandırın. Yok böyle bir dünya. Bu borcu neyle ödeyeceksiniz ? Ben biliyorum, siz üretmeden borcu borçla ödemeyi düşünüyorsunuz. Hep böyle yaptınız, sonunda da borç dağları aştı. Böyle bir dünya kalmadı artık. Aklınızı başınıza alın. Atlarımızın bir sözü vardır , hatırlatmak isterim, “Borca meyil verme , mahşer vadeli olsa da “derler. Bilmem anlatabildim mi ?

Artık yeter. Bu sistem bitti. Üreteceksin. Üretmeyecek isen, böyle hoyratça da tüketmeyeceksin. Tüketiyorsan da bedelini ödeyeceksin. Gelelim, MKE Ankaragücü’ne …Asırlık Çınarı’ın ne kadar borcu var, Başkan Mehmet Yiğiner’de dahil hiç kimse bilmiyor. Özellikle Ankaragücü’nün bundan 10 yıl önce , “100.yılında şampiyonluk “parolasıyla çıkılan yolculuğunun kabusa dönüşmesi ile uğranılan zarar dünya futbol tarihinde bugüne kadar eşine benzerine rastlanmamıştır. Bir Saray Tesisleri’ni, 52 kişi ile çıkılan antrenmanları, dünya starı diye getirilen futbolcuları düşünün yeter. Bu sürecin bir sorumluları var. Başta MKE Ankaragücü ESKİ başkanı Cemal Aydın, ardından Cengiz Topel Yıldırım, bundan sonra devreye giren Ankara Büyükşehir Belediye eski Başkanı Melih Gökçek, Topel’den görevi devralan Ahmet Gökçek döneminin çok önemli ve sorumlu isimleri. Diğerlerini bilmem yazmaya gerek var mı ? Mehmet Yiğiner, bu süreci ne kadar sorguladı ? Ne kadarını yargıya taşıdı ? Uğranılan zararın ne kadarını tahsil etti ? Önce bunu kamu oyu ile paylaşmalı. Artık, ağlamayla, yalvar yakarmayla MKE Ankaragücü’nü yönetmek çok zor. Bu uğranılan zararın hesabını şimdiye kadar sormamak Mehmet Yiğiner’in en büyük eksikliğidir.

Futbolun gerçekleri ile yüzleşmediğimiz sürece, “”Vah benim Türk futbolum ” sesleri hiç dinmeyecek. Bunu da bir kez daha hatırlatalım.

Yoruma Kapalı.